Sahi, Neydi Aşk?

05:46





Ay yoruldu, mesai güneşe kaldı. Güneş, tüm ışıltısıyla uyandırırken dünyayı, o da kalktı erkenden, güneşle birlikte. Ne gördüğünü hatırlamasa da, her gece olduğu gibi bu gece de rüyasında onu gördüğünü bilerek gülümsedi yeni güne. İçi huzurla doldu. 


Güzelce kahvaltı yaptı, sahile inmek için hazırlandı. Her sabah denizi seyretmeyi adet edinmişti kendine. O'nu izlemeyi sevdiği gibi,  denizi izlemeyi de seviyordu işte. ... Bazen deniz çırpınıyor coşuyor, o koca koca dalgalarını korkusuzca çarpıyordu karaya.  Bazen de çarşaf gibi tek bir çizgiden ibaret oluyorlardı, iki nazlı sevgili misali...

Sokağa indiğinde, büyük bir gürültüyle dükkanının kepenklerini açan esnaf, düşüncelerinden sıyırılmasına yetmişti ki bu kez de aklına O geldi. O... Bir bakışı, bir gülüşüyle aklını başından alan O..  Aşık olmuştu; ya da aşık sanıyordu kendini. Neydi aşk? Cevabı kendisi de veremedi. Haline güldü. Sonra tedirgin oldu. Çevresine bakındı kendi kendine gülen birine insanlar ne der diye. Kimse farketmemişti.  Farkedilsede çok umursanmazdı zaten.  Herkes kendi derdindeydi bu şehirde. 'Ben de onlardan biriyim' diye düşündü.  Benimde derdim de O... Varsa yoksa O... İllede O...  Neydi bu inat, bu ısrar? 

Ne olduğunu açıklayamazdı belki ama besbelli aşıktı işte.  Eğer aşk,  filmlerde,  kitaplarda söylendiği gibi insanın karnında kelebekler uçuşturan türde bir şeyse, o, kelebeğin kendisine aşık olmuştu.  Gülümsediğinde yüzündeki gamzeleri ortaya çıkan, yanakları delik bi kelebeğe..  Hem de sırılsıklam... Ruhu uyuştu onu düşündükçe...Denizin iyot kokusu geldi burnuna. Yüzündeki şapşal gülümsemesiyle sarhoş gibi olmuştu şimdi. Kulaklıklarını taktı ve her dinlediğinde kelebeğin hatırlatan müzik, uyuşmuş ruhuna akmaya başladı. 


Kelebek..


Yanakları delik kelebek...


 Ne güzel bir isim koymuştu! Ona böyle seslenmeyi hayal etti,  yapamadı.  Kelebek,  henüz böylesi bir sevginin varlığından bile habersiz, kısacık ömrünü tüketiyordu, her an ve her saniye. 


Bazen küçülmek istiyordu.  Öyle küçülmeliydi ki kelebeğin gamzelerine sığabilmeliydi.  O huzurlu çıkıntıda kıvrılıp uyumalıydı.  Kafasındaki alegorik fikirleri denizin mavisini görür görmez bir kenara attı.  İşte nihayet deniz... Gün ışıl ışıl...  Herkes sahilde...  Spor yapanlar, köpeklerini dolaştırmaya çıkanlar ve sevgililer.  Sevgililer...


Aşk,  yanında özlemi de taşıyan bir duyguydu.  Kelebeğin yüzü geldi aklına.  Ne zamandır görememişti. Belki bir kerecik de olsa o güzel yüzü görmüş olsa yüreğindeki özlem soğuyacaktı ama..

O an sahildeki insanları izlerken biri takıldı gözüne!  Kader güldü yüzüne! Oydu!  O!  Kelebek!  Arkası dönüktü ama uzun kızıl saçlarından taşımıştı onu!  Suratına  şapşal bir gülümseme yerleşti yine.

Bir an...  Sadece bir anlık bir cesaret indi yüreğine.  Şimdi gidip anlatabilirdi sıkı sıkıya sarıldığı sevgisini,  aşkını... Bir karar vermek zorundaydı.  Çünkü kelebek kalabalığa doğru yürüyordu.  Onu kaybederse uzunca bir süre göremeyebilirdi.  Anlatacaktı her şeyi...  Artık ne olacaksa olsundu.


Çünkü biliyordu, kelebekler uçmayı severleri ama kanatları çabuk yorulurdu. Sırf bu yüzden ömürleri de kısaydı.  Ve eğer yetişemezse ona, kelebek avuçlarında solabiliridi. Adımlarını kelebeğe doğru hızlandırırken, kulaklığından ruhuna akmakta olan müzik sordu:


  'Cesaretin tamam mı? '




PARÇADA GEÇEN MÜZİK: İHTİMAL & KENAN DOĞULU


                      

You Might Also Like

0 yorum

TRANSLATE

F U R K A N C E N G E R

Bu blogta yer alan yazılar (içerik) üzerindeki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu altında düzenlenen tüm maddi ve manevi haklar eser sahibi olan Muhammed Furkan CENGER'e aittir. Söz konusu içerikler eser sahibinin izni olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez
veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.