Kelebek

02:38



Ona hiçbir şey söylemedim. Ne dudaklarının şeklini aklıma kazımak istediğimi, ne de dizlerinde uyumak istediğimi...


Belki onu çok sevdiğimi söylerdim, ama bunun da farklı sonuçları olabilirdi tabii. Nasıl olursa olsun, o heyecanı yaşamak her şeye değerdi bence. Vereceği cevabı da umursamamalıydım belkide...


Belkide bana düşen sevmekti? Sadece sevmek... Öylesine, masum bir şekilde sevmek...


Ben de söylediğim gibi yaptım, onu sevmeye devam ettim ve anı aşka bıraktım...


Yürüdü, yürüdüm... Sustu, sustum... Sessizliğimiz yol oluyordu her ikimize de...


Denize en yakın bankların birine oturdu. Yanına oturmakta tereddüt etsemde , kendimi, güneşle cilveleşrek ışıl ışıl parıldayan denizin, bulutsuz gökyüzüyle yaptığı mavi dansı izlerken buldum...
İstemsiz bir itaatti bu. Bedenim, mantığımı devre dışı bırakmış, sadece kalbimin sesini dinlememi istiyordu sanki... Bir de O'nu izlememi... Bazen meydan okurcasına, gözlerinin içine bakarak... Bazen de kaçamak bakışlarla... O bu kadar yakınımdayken, yanımda oturuyorken, ve kalbim bu denli hızlı çarpıyorken benden cesur olmamı beklemeyin.


Yan gözle izliyordum onu... Üzerine hüzün çökmüş gibiydi... Narin ellerini montunun cebine sokmuş, gözlerini kısmış denizi izliyordu.  Yüzünü yalayan soğuk hava ipeksi saçlarını uçuşturdu. Birden bana döndü ve kendisini  izlediğimi farkedince kocaman gülümsedi! O bana böyle güzel gülünce ben de yüzümdeki sırıtışa engel olamadım.


Eğer mümkün olsaydı, bu anı dondurur, ömrümün sonuna kadar onunla karşılıklı gülümsemek isterdim.  Ama bu mümkün değildi, ve  o, benim dondurmak isteyeceğim anlara bir yenisini eklemeye hazırlanıyor gibiydi. Çantasından telefonunu ve düğüm olmuş kulaklığını çıkardı. El çabukluğuyla kulaklığını çözerek, birini banim kulağıma taktı. Diğerini ise saçlarının arasından geçirerek kendi kulağına takarken her zamanki inci küpelerini bugün takmadığını gördüm. Nerden öğrenmişti bilmiyorum ama bana onu  hatırlatan şarkı çalıyordu! 'Seviyorsun bu şarkıyı...' dedi yüzündeki gülümsemesini daha da genişleterek.


Sonra... Sonra koluma girdi ve başını omzuma koydu!..Evet bu aynen böyle oldu ve bir hayalden çok daha gerçekti. Kalbim yine deli bir hızla çarpıyordu. Ama bir o kadar da huzurluydum... Sebepsiz bir hafiflik vardı üzerimde...


Şuan, dünyadaki bütün geceler sabah olmuş, bütün günahlar bağışlanmış ve her göğe bir gökkuşağı konmuş olabilirdi... Şuan, başını omzuma koyduğu için, burnumun ucunu onun güzel kızıl saçlarından yayılan mis gibi bir koku meşgul ediyordu. Ve bu, şuana dek yaşadığım en güzel meşguliyetti...


Kokusunu içime çektim ve kesinlikle geri vermek istemedim. İkinci kez alacağım nefes de yine onun güzel kokusu olacaktı ama ben tek bir nefese dahi kıyamıyordum!


Acaba onu böyle güzel sevdiğimi biliyor muydu? Sevdiğimi biliyordu elbette ama ona duygularımın böylesine yoğun olduğunu söylememiştim. Bunu benden duymalıydı...


'İşte şimdi tam vakti!' diye düşündüm. Onu vücuduma bir sargı bezi gibi sarmak istiyordum. Bu yüzden ona sımsıkı sarıldım ve kulağına fısıldadım:



'Seni seviyorum kelebek...' 



You Might Also Like

0 yorum

TRANSLATE

F U R K A N C E N G E R

Bu blogta yer alan yazılar (içerik) üzerindeki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu altında düzenlenen tüm maddi ve manevi haklar eser sahibi olan Muhammed Furkan CENGER'e aittir. Söz konusu içerikler eser sahibinin izni olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez
veya başka internet sitelerinde ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz.